|
|
NEY’İN ESRARI
Benim bu benliğim benden değil O Şâh’dan olmuştur
Sudaki Ayı gör dikkatle bak ki mâh’dan olmuştur.
Ney, Farsça’daki Nây kelimesinin muhaffefidir (1),
Muhammed isminin Mehmed olarak söylenmesi gibi, tevâzu,
daha isminde başlar ki Ney bütünüyle tevazuun, alçak
gönüllülüğün sembolü olmuştur. Nây kelimesi Farsça’da
olumsuzluk anlamı bildiren ‘yok’ manasına gelir. Bu
yönüyle hem kelime ve hem de Sûfi ıstılahındaki
karşılığı anlamca mütenâsip düşmüştür. Fenâ erbâbı da
kendi varlıklarından soyunup, bütünüyle yok oldukları
için onlara ‘Nây’ denilmiştir .(2)
"Kendini yok bil, kemâl ancak budur,
O'nda yok ol, kavuşmak işte budur!.."
Fenâ makamları, farklı mertebelerde değişik özellikler
taşır. Halkın fenâsı, Zühd ehlinin fenâsı, Aşıkların
fenâsı, ehl-i hakikatin fenâsı başka başkadır. Bazısı
dünya lezzetlerini yok sayıp ahiretin yüksek
derecelerini ister, bazısı dünya ve ahiret nimetlerini
yok sayıp yalnız Allah ile olmak ister. Hakikât ehlinin
fenâsı ise, fenâ fiilleri, sıfatları ve özünü gerçek
mahbûbun fiilleri, sıfatları ve zâtında yok etmektir.
İnsani hevesler, lezzetler ve nefsin istekleri bütünüyle
yok olmalı ki ilahi varlık denizine dalıp ‘Allahın
ahlakı ile ahlaklanınız’ emr-ü fermânı’nın sırrına
mazhâr olunabilsin.
Sâlik için fenafillah makamı Cenâb-ı Rabbul aleminin bir
ihsanıdır, bir lutf-i ilahidir ki Zât-ı Hakiki’nin
muhabbeti taşmadıkça bu devlete ulaşmak muhâldir.
'Allah birşeyi istemedikçe siz isteyemezsiniz.' (3)
Fuzuli’nin dediği gibi….
‘Aşk odu evvel düşer mâşûka andan âşıka’
Seyr-i sülûk içinde Fenafillah ve Bekabillah
mertebelerinden sonra ‘Fena ender fena’ basamağına çıkan
zatlara yok olmaları hasebiyle Nây denir, bu da Nây
kelimesinin yok olma anlamıyla örtüşmektedir. Yine Fenâ
ve Bekâ vasıflarını hâiz erenlere, özü yönüyle Nây
denir.
Çünkü bunlar kendi varlığından bütünüyle boşalmıştır.
İçi, kin, nefret, buğz, haset, bencillik gibi
menfiyyattan temizlenmiş, nefsin heveslerinden
arınmıştır. Kendilerinde zuhûra gelen kemâlât, Allah'ın
ahlakıdır ve yansımadan başka bir şey değildir. Nây’ın
da içi boştur, her türlü pürüzden temizlenmiştir
çıkardığı nağmeler kendisinin değil, Neyzenin’dir. Bu
benzerlikten dolayı Aşıkların Sultanı Hz. Mevlâna (k.s),
Mesnevi-i Şerifleri’nin başında kendisi ve emsali olan
zatlara, ‘Nây’ adını takar ve der ki;
Dinle Neyden hikâyet etmektedir
Ayrılıklardan şikâyet etmektedir.
Ney; yüce yaratıcı ile vahdet halinde bulunduğu
Neyistan’dan ayrı düştüğü için şikayetlenmekte ve bu
ayrılık acılarını hüznengiz nağmesiyle hikaye
etmektedir. Kâinatta zerreden kürreye bütün mevcudât,
azim bir mûsika-i zikriye ile bu feryâda iştirâk
etmektedir.
Nây, dâim neyzenin nefesinden dem vurur, onun elem dolu
inleyişi neyzeni anlatır. Özü, kuru bir kamıştır,
kendisinden ses sedâ çıkmaz. Ancak neyzenin nefesiyle
hayat bulur ve nağme eder.
Bu, dinleyeni teshir eden sadâ’dan manevî kokular husûle
gelir, öyle ki o sesin muhatap olduğu bütün ruhlar bu
kokunun lezzetinden hüşyâr olurlar.
Bu koku, bildiğimiz kokulardan farklıdır; İbn-i Arabi,
koku için kullanılan ‘tiyb’ kelimesinin etimolojisinden
söz ederek, ‘tiyb’ın, tab, tabiat, yaratılış, fıtrat
anlamlarına sızar, ve buradaki kokunun bir anlamda ruhun
ve kişiliğin mührünü taşıdığından söz eder. Yani bu
koku, ezeli ruhtan muhatap ruhlara ilahi muhabbeti
mayalamaktadır.
İnsanın ilim, irfan, şevk, muhabbet gibi hassaları
Rabbin üflediği ruhtandır. ‘’..Sonra ona ruhundan
üfledi..’ (4). O üfleme bittiği an insanda ne idrâk ve
hareket, ne kemâl ve ne de mârifet kalır, tıpkı kamış
parçası gibi.
Lisan-ı haliyle öyle demiyor mu? "Ben dostumun dudağıyla
birleştiğimde ne olduğumu anlarsın, beni bilmeyenler bir
kamış parçası diye kenara atıverirler….
Dostumun dudağı ile çift olmuşum, bir şey söylemeye
kudretim yok, o ne söylerse odur benden zuhûr eden…"
Nây’ın ve İnsân-ı Kâmilin yek diğerinin mümessili
olduğunu belirtmiş idik, Nay varlığını Hakka vermiş,
kendi varlığında Hak teâla’yı söz sahibi yapmıştır. İşte
insan-ı kâmilden zuhûr eden söz, hal, fiil her ne varsa
cenâb-ı Haktandır.
Şikâyet nedendir?
Hâfız-ı Şirâzi bir gazelinde: “Bir bülbül gördüm, gül
yaprağını gagasında tutmuştu. Hazîn hazîn ötüyordu. Ayn-ı
visâlde, yâni, gül yaprağı gaganda iken feryâd etmene
sebeb ne? diye sordum. Mâşukun cilvesi bize böyle
yaptırıyor cevâbını verdi.”
İşte erbâb-ı vüsûlün şikâyet-âmiz hikâyede bulunmaları,
uzak bir teşbîh ile, gül yaprağını gagasında tutan
bülbülün feryâdı gibidir.
Ney, şu sûretle şikâyet-âmiz hikâyelerde bulunur :
Hâl- âşinâ olanlar, ondan çıkan müessir sesden, ayrılık
şekvâsı ve hüzün sadâsı duyarlar.
Aşina olmayanlar dahi bir miktar zevk alırlar.
Şurası bir hakikattir ki ; Bu derûni tefekkür, ancak bu
esrâra vâkıf olan ve bu lezzetleri tadan bir sultana
aittir. Öyleyse bu vasıflarla donanmış kâmil insan,
niçin bu halden şikayetlensin?
Allah’a vasıl olduktan sonra bu ayrılığı hikaye etme ve
hicrândan şikâyet etmenin anlamı nedir?. Hem kavuşmuş
hem şikayet ediyor…
Eremem valsına lâkin erebilsem de yine
Doyamam vuslatına kendimi hasret bilirim.
Mesnevi Şârihleri bu husûsu şöyle açıklar: İnsan bu
zevki şuhud ederken, Dünya denilen şehâdet âlemindedir.
Kemâl sahibi de olsa göçmedikçe vücûdu vardır, vücut var
oldukça tam bir kavuşma mümkün değildir. (5) Ruhun
cesetle bağı varken kemâl üzre vuslat olmaz, bu yüzden
şikâyet yerindedir, vuslata ermiş olanlar ayrılıktan
şikayet ederler.
Başka bir izaha göre de, kâmil insanın şikâyeti ve
ayrılıklardan hikâyeti kendisi için değildir,
gaflettekileri uyarmak içindir. Onlar kendilerine mahsus
bir üslupla insanlara tavsiyelerde bulunurlar,
kendilerini aşağı gösterirler. Ehlullah’ın tavrı budur.
Aşkın kitabı Mesnevi’nin tamamı Ney’i anlatır, aslında
bununla bir kainat tasavvurunu, bir varlık bilincini,
bir estetik oluşu, bir algılayış biçimini kazandırma
maksadı güder. Ney’in hakiki manasını anlayan, derûnuna
vâkıf olan kimseler, varlığın özünü ve eşyanın
mahiyetini farklı cephelerden görebilme ayrıcalığına
sahip olurlar.
Sâni-i Zülcelâl yüce Mevlâmız bizlere, Ney’in esrarına
vakıf olmağa müstaid gönüller versin. Muhabbetle….
05-02-2007
Ender Doğan
1-Hafifleştirilmiş
2-Molla Cami ; (Tercüme-i Şerh-i Dü Beyt)
3-İnsan suresi 30. ayet
4-Secde Suresi 9
5-a.g.e.
|
neyzender.com Copyrihgt
(c) 2007
Tüm Hakları Ender Doğan'a Aittir.
Site içeriği izin alınmadan kullanılamaz.
1024*768 çözünürlük için tasarlamıştır. |
|
| | |