NEY NE SÖYLER
Ney-i bezmi gamem ey mah ne bulsan yele
ver
Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı
Bezm-i aşk içre fuzuli nice ah eylemeyüm
Ne temettü bulunur neyde sadadan gayrı
Gam
meclisinin neyiyim ey ay yüzlü, Ateşle yanmış kuru vücudumda havadan başka
ne bulursan yele ver alsın götürsün. Ey fuzuli aşk meclisinde nasıl ah
etmeyeyim Neyde iniltiden başka ne bulunur ki.
Bizler
Kulak medeniyetinin çocuklarıyız, işimiz ses ile, duyuş ile, kulak ile…
İşitme
faaliyeti zannımca insanın en önemli etkinliğidir, görmekten, bilmekten daha
öte bir önem arz etmektedir. Bu hikmete mebni olsa gerek ki (Allahu a’lem)
Kuran-ı Kerimdeki ayetlerde ‘Semi’ kelimesi ‘Alim’ ve ‘Basir’ kelimelerinden
önce gelmektedir,’Allah şüphesiz her şeyı hakkıyla işitir ve görür’(4/58,
17/1,42/11) ‘ O işitendir ve bilendir’ (2/137,2/256,8/17,49/1) yine ‘işittik
ve itaat ettik’(2/285,24/51) ifadelerini hep görmüşüzdür. Mevlevilikteki
‘Sema’nın’ manası da Beli sesini işitmek, lahuti perdelerden Allahın
sırlarını işitmektir, kendini unutup Allaha kavuşmaktır, Öyle ki göz
yanılır, gözün kapağı vardır, kulağın yoktur, göz kamaşır, puslanır, kulak
kamaşmaz, yorulmaz…..
İslam
Fıkhında da gören ve işiten iki şahitten işitenin şahitliği tercih edilir.
Öyleyse önce dinleme faaliyetimizi gözden geçirip, işitmelerimizi belli bir
istikamete yönlendirmemiz gerekmektedir.
Bakmak değil, önemli olan ‘görmek’ olduğu gibi, duymak değil, dinlemek ve
işitmektir asıl maksat. Kulak vermek, kulak tutmak, Can kulağı ile dinlemek
gibi ifadeler bize işittiklerimizin iç ve dış dünyamızda birtakım
değişimlere basamak olması ve yeni bir kişilik inşasına vesile olmasının
gerekliliğini öğütlemektedir. Kalbimize giden yol midemizden değil
kulağımızdan geçer.
Sözün
burasında konuyu ,beden kulağımızdan gönül kulağımıza, oradan da ruhumuzun
derinliklerine nüfuz eden o sada’nın sazı, ‘Ney’e getirelim.
Ney; zahiri
ve batını ile ‘birden bir’e sesler, duyuşlar, haberler taşır. Rakamların
birincisine (1)’e ve harflerin birincisi ‘elif’e benzer, bu yönüyle
ehadiyyetin sembolüdür. Tekliği haykırır, ezeli, değişmez hakikati idraklere
söyler. Bir (1) birlikle bağlantılıdır, varolan her şeyin temel ilkesidir,
her zaman aynı ve değişmezdir, sayı olarak bir, kendisiyle çarpıldığında
yine kendisini verir, parçası olmasa da bölünebilir. Bununla birlikte bölme,
parçalardan çok yeni birimler doğurur ama bu birimlerin hiçbiri bütün
birimden daha küçük veya daha büyük değildir ve en küçük parçası, kendi
bütünlüğü içinde kendisidir yine… İki (2) ve sonrası bölünebilirliği ve
çokluğu ifade eder.Ney her haliyle tevhidin sembolüdür.
Ney bir
vasıtadır, zira Ney, kalpteki manayı muhataba ulaştıran, enfüsteki sırları
afaka ifşa eden, nefesin dile geldiği bir araçtır. Çünkü her ne var ise
kalbin derununda olup bitmektedir.
Ney’in
hikayesi insanın hikayesidir fakat bu insan sıradan biri değil, insan-ı
kamildir. Zâten ney ile insân-ı Kâmil, yekdiğerinin misâli ve mümessilidir.
Mesnevi’nin
ilk beytindeki, ‘Bişnev in ney çün hikayet mikuned, ez cüdayi ha şikayet
mikuned’’ ifadesinde bir çok mesnevi şarihi tarafından ‘İnsandan dinle, bir
hikaye söylemektedir, ayrılıklardan şikayet etmektedir. Şeklinde anlaşılması
gerektiği nakledilir.
Hazret-i
Mevlânâ başka bir rubâîsinde :
‘Neyi dinle
ki neler neler söylüyor, Allahın gizli sırlarını tekellüm ediyor. Yüzü
sararmış, içi boşalmış, başı kesilmiş, Neyzenin nefesine terkedilmiş olduğu
halde dilsiz ve kelamsız Huda Huda diyor’. buyurmuştur. buradan da
anlaşılacağı gibi, Ney Mürşid-i Kamildir, öyle ki kendisini ilahi nefese
teslim etmiş ve ondan gelen sırların, hakikatlerin aktarılmasında bir vasıta
olmaktan, güzelliklerin yansıtılmasında ayna olmaktan öte başkaca bir
varlığı yoktur.
Bize düşen
Neyin nefesinden çıkan hayat iksiri sadedindeki sadayı, işitebilmek ve
ruhumuzu o sesle mayalamak………… vesselam…
12-10-2006
Ender Doğan